| Bu hafta sizlerle yine çok önemli bir konuyu paylaşmak istiyorum ve ayrıca çok değerli genç bir arkadaşım ile yapmış olduğum bir söyleşiyi de sizlerle paylaşacağım... Geçen haftalarda Türkiye’de düzenlenen, bedensel engelliler ile ilgili bir konferansta yaşananları gazetelerde okuyunca, geçen yıl bu konu ile ilgili yazmış olduğum bir köşe yazısında bahsini ettiğim “Türkiye’de bedensel engelli olmak bir suç sanki” savımı sert bir tokat gibi tekrar yüzümüze vurmuş bulunuyor..! Düşünebiliyor musunuz? Bedensel engelliler için bir organizasyon yapılıyor fakat o organizasyona katılmak için giden bu durumdaki arkadaşlarımız kapıdan içeriye bile giremiyorlar. Çünkü tekerlekli sandalyenin binaya giriş şansı yok ve engelli arkadaşlarımız yakınları tarafından omuzda veya kucakta taşınarak içeri alınabiliyorlar. Vay halimize demekten başka bir şey gelmiyor içimden! Tekrar yazıyorum! Evet, bu çok önemli bir konu, memleketimizde büyük bir problem olarak yaşanmakta ve hiçbir şekilde üzerine düşülmemektedir. Doğuştan veya sonradan bedensel rahatsızlığı oluşmuş olan kardeşlerimiz sanki bu dünyanın bir parçası değilmişler gibi göz ardı edilmekte, hiçbir yaşam hakkı tanınmadan yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Bu durumun sorumlusu olarak, şahsen hepimizi sorumlu olarak görmekteyim. Evet, hepimiz sorumluyuz, çevremizde yaşanan bu ve benzeri durumlara tepkisiz kalarak, sesimizi çıkarmayıp yalnızca vah vah diyerek ve koyun gibi güdülmeye razı olarak, elimizdeki hakların alınmasına seyirci kalarak hepimiz sorumluyuz. Geçmiş yıllarda ABD’deki bir eyalet aleyhine yalnızca bir kişinin açmış olduğu dava sonucunda bedensel rahatsızlığı olanlar için binaların girişlerine rampa yapılması kararı verilmiş. Bunu takiben çıkarılan yasalar ile bu haklar genişletilmiş ve günümüzde tuvaletlerdeki musluklar bile bu yasalar ve standartlar çerçevesinde yapılmakta ve bu standartlara uymayanlara ruhsat bile verilmemektedir. 1995 yılında UN tarafından bedensel rahatsızlığı olanları koruma adına bir dizi düzenlemeler getirilmiş ve üye ülkeler tarafından imzalanmıştı. Ben bizim memleketimizde bu düzenlemelere ne düzeyde uyulduğunu merak edip küçük bir araştırma yapmıştım ve sonucu, yine içler acısı olarak karşımda görmüştüm. "Hiçbir şey yapmamışız" inanabiliyor musunuz böyle bir şeye. Belediyeler restoranlarda içki satılmasın, parklarda gençler el ele tutuşup öpüşmesin veya kaldırımların rengini yeşile boyasın diye elemanlar tutsun ve bunun için çuvalla para harcasın. Millet meclisine girebilmek için partilere yüz binlerce dolar bağış yapıp ve milletvekili seçildikten sonra yaptığı bağışı geri alabilmek için ihale tellallığı peşinden koşsun. Fakat bedensel rahatsızlığı olan insanlar için hiçbir şey yapılmasın! Zannetmeyin ki Türkiye yasalarında bu konu ile ilgili düzenlemeler yok diye..! Hem de alası var fakat kimin umurunda. Yalnız bazı yer ve kuruluşların da hakkını yemeyelim. Örnek olarak çok yakından bildiğim Yeditepe Üniversitesi bu konudaki hassaslığı ile bedensel engelli bir kişinin rahatça hareket edebileceği bir kurum. İstanbul’da sadece Yeditepe Üniversitesi mi olmalı? UNUTMAYIN, ENGELLER BEDENDE DEĞİL BEYİNDEDİR, BEYNİMİZDEKİ ENGELLERİ KALDIRALIM VE ONLARA DA YAŞAM ŞANSI VERELİM.
Şimdi Emirhan ile yaptığımız söyleşiye geçmek istiyorum. Çok kararlı, koyduğu hedefe ulaşmak için mücadeleden yılmadan çalışan bu arkadaşımızı tanımaktan mutluluk duyuyorum. Bedensel rahatsızlıkla dünyaya gelen Emirhan hareket zorluğuna rağmen çoğu gencimizden daha çok kendine güvenen önüne çıkartılan zorluklara rağmen hayata umutla mutlulukla bakan özel bir insan. Merhaba Emirhan seni biraz tanıyabilir miyiz?Yıllar önce Enka temsilcisi olarak Belgrad ofisinin başına getirilen babamın işi dolayısıyla bebekliğim Yugoslavya’da geçti. Uzun yıllar tedavi gördüm. Bulunduğum yerde Amerikan konsolosları ve özel şirket görevlilerinin çocuklarının da gittiği Amerikan okuluna 4. sınıfa kadar devam ettim. Yugoslavya’da savaş çıkınca Türkiye’ye döndük.
Türkiye’de ne gibi zorluklar yaşadın?Türkçe bilmediğim için Türkiye’de hiçbir devlet okulu kabul etmedi. Ailem özel okulların kapılarını aşındırdı ancak orada da hüsrana uğradık. Annem kendi ülkemizde özel okullardan duyduğu mazeretler karşısında şaşkınlığa uğradı. Anneme "Burası özel okul. Veliler buraya para ödüyor. Veliler kendi çocuklarının görüntü olarak kendisine benzemeyen bir öğrenci ile aynı okulda olmasını istemezler" mazeretini söylediler. Senin bu sözlerinle daha önce de bu konu üzerinde çok tepkili köşe yazıları olan ben, gerçekten ülkemdeki cehaletin bir kez daha gerçek yüzü ile karşı karşıya geldim. Daha sonra hangi okula devam ettin?Yugoslavya’da yaşadığımız süre içerisinde oranın pasaportuna da sahip olduğumuz için Türkiye’de yabancı statüsünde Zekeriya köydeki, Amerikalı çocukların devam ettiği British School’a başvurduk. İngilizcem de iyi olduğu için insana verilen değerleri de bizim kültürümüzden farklı olduğundan beni okula problemsiz kabul ettiler. Orası da özel bir okul, oraya da öğrenci velileri para ödüyor fakat insana verilen değer küçük bir çocuğun farklı doğmasından dolayı onu dışlamayan bir insanlık anlayışına sahip. Kaçıncı sınıfa kadar o okuldaydın? Orada da problemler yaşadın mı?10. sınıfa kadar orada okudum. Tek problemim okul binasının mimarisiydi. Okul hareketlerimi kısıtlayan bir yapıya sahipti. Okul binası tamamen 3-5 villanın birleştirilmesinden meydana gelmiş, tekerlekli sandalyede yaşayan birisi için zor bir bina idi. Yardımcım ile okulda kaldım. Binanın yapısından dolayı çok sıkıntı yaşamama rağmen yine de mutlu günler geçirdim. Okulun eğitimi tamamen İngiltere’ye aitti. Özel çocuklara farklı eğitim programı olmadığından normal programla diğer çocuklara yetişmem çok zor oluyordu. Türkiye’de en çok sevdiğin şey neydi?Türkiye’ye döndüğüm sene Fenerbahçe şampiyon olduğu için bende büyük bir Fenerbahçe aşkı başlamıştı. Fenerbahçe haberlerini gazetede takip ederek Türkçemi geliştirdim. Fenerbahçe sevgisi Türkçeyi hızlı bir şekilde öğrenmeme vesile oldu. Amerika’ya nasıl geldin?British School’un 10. sınıfında yakın bir aile dostumuzun Amerika’da benim durumumdaki insanların yaşamasının kolaylığını anlatması üzerine Florida’daki Celebration kasabasına geldik. Dünyada yaşanacak yerler sıralamasında üst sıralarda olan bu minik kasabaya yerleştik. Hangi bölümde okuyorsun ve planların nelerdir?Gazetecilik eğitimi alıyorum. Her canlının dünyaya bir görev için geldiğini düşünüyorum ve benimle aynı durumunda olan insanların Türkiye’de rahatça yaşayabilmeleri için çalışmalarımı yoğunlaştıracağım. Çok istememe rağmen anavatanımda eğitim alamıyorum ve yaşayamıyorum. Ailemde benimle birlikte Türkiye’den uzakta yaşamak zorunda. Türkiye’de bedensel rahatsızlığı olan insanlar için gerekli kolaylıklar sağlansa eminimki kimse ülkesini terkedip başka ülkelere gitmek istemez. Amacım benim durumumda olan kişilerin kendi ülkesinde daha rahat okuyabilmesi ve yaşayabilmesini sağlamak. Ailen dışında sana destek olan kişiler oldu mu?Annem ve babam dışında kendim ile barışık bir insan olmamda çok emeği geçen iki insan, Mehmet ve Şükriye Bayraktar'a da çok şey borçluyum. Bu konudaki her ilerlememde onların büyük katkılarını hiçbir zaman unutmayacağım. Bu güzel insanlar yaşama bağlanmamda çok büyük rol oynadılar. Kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum.
Evet sevgili okuyucularımız gördüğünüz gibi pırlanta gibi bir kişilik Emirhan, gelecek ile ilgili planları beni çok etkiledi. Pozitif enerji dolu ve çevresindeki herkesi etkiliyor. Florida-Amerika Türk Radyosu ekibi, Florida Üniversitesi Türk öğrencileri ve Mezun.com gençleri olarak bizler Emirhan’ın bu girişimlerini destekleyecek ve her konuda yanında olacağız. Biraz da Emirhan’ın ailesinden bahsetmek istiyorum. Eda ve Osman ile ilk tanıştığımda özellikle anne Eda'nın sakin ve kendinden emin tavırları çok ilgimi çekmişti. Baba Osman ise çok daha heyecanlı bir kişilik gibi görünmüştü. Düşüncelerimde yanılmamışım. Her ikisi de gerçekten çok özel insanlar ve Emirhan için her tür fedakârlığı göze alıp çok da başarılı bir sonuç elde etmişler. Kendilerini kutlayıp tanıştığımıza çok memnun olduğumu da belirtmek isterim. Sevi |
| İlgili İçerikler |
|---|









